Sayfalar

4 Kasım 2016 Cuma

Kasımpatı - bahçelerin annesi

Yeni bulduğum bir çeşit. Aslında koyu bordo. 
Gelecek yıl pembeyle birlikte çoğaltılacak 
ve bahçenin her yerinde kendisini gösterecek.
"Son elveda"
Soylu sarı!
Kasımpatı - bahçelerin annesi
(Chrysanthemum) 
Arka bahçenin neşesi - donlardan önce!

İngiliz İngilizcesinde "mum" sözcüğü aynı zamanda kasımpatı için de kullanılıyor.
Herhalde İngilizler
pek hanım hanım duruşundan dolayı yakıştırmış olsa gerek.

Anavatanı ise Japonya. Pat - papatya - aster  ailesinden (Asteraceae) bir bitki. Saray patı, kasım patı demek ki doğru adlandırmalar.

Kasımpatı denince çoğumuzun aklına Atatürk gelir.
Hüznümüzün yoldaşıdır kasımpatı.
Kesme çiçek sektörünün çok da gelişmediği çocukluğumuzda ve özellikle taşrada zaten başka şansımız da yoktu.
Evimizin ya da komşumuzun bahçesindeki kasımpatılar 10 Kasım'a kadar güzel güzel boy atar ve çiçeklerini kocaman açmış olurdu ve o gün minik ellerde tek tek ya da demetler halinde okullara taşınırdı.

Şimdi yeni yeni keşfetmeye başladık bu çiçeği.
Çocukluğumuzdaki kocaman uzun yapraklı çeşitlerini göremesek de renk ve boy olarak çok farklı çeşitler fidancılarda ve çiçekçilerde görülebiliyor.

Günümüzde Ankara'daki fidancılarda en çok rağbet göre kasımpatılar büyük saksılara çok sık ekilmiş top şeklinde çiçek açanlar. Bana göre kasımpatının kesme çiçek halinden çok da farklı olmayan bir formu.
Oysa bahçede kasımpatı bahardan kışa kadar varlığıyla coşku veren bir bitki. Topraktan fışkıran bir
yaşam ve dayanıklılık simgesi. Türkçede adı kasım ayı ile anılsa da Ankara'da Ekim ayından itibaren Ege, Marmara ve Akdeniz bölgesinde ise daha da erken açmaya başlıyor.

Krizantem ya da kasımpatı sonbaharı ya da kışın ilk zamanlarını çekilebilir kılan çiçeklerden. Bu yüzden Ankara gibi sert bir kışı olan bölgelerde de donlardan önce görebileceğimiz pazarcıların tabiriyle "son elveda".

Bu bitkinin bana göre en önemli özelliği çok yıllık olması ve dikildiği yerde doğru bir bakımla yıllar boyunca yaşam coşkusunu sürdürmesi. 200'den fazla çeşidi var ve bunların arasında yıllık olanları da var ama büyük çoğunluğu çok yıllık.
Bahçe tesisinde de bu yüzden asla ihmal edilmemesi gereken bir bitki. Köşeler, öbekler halinde veya saksılarda, terbiye edilmiş haliyle tellerde çok çeşitli formlarda kullanılabilecek, ülkemizde hak ettiği ilgiyi görememiş bir bitki.
En son fidancım Ruhi Bey'de gördüğüm ağaç kasımpatıdan sonra bu bitkiyle yapılabileceklerin sınırı olmadığına inandım.
Çoğunu bahçede yetiştirmek oldukça kolay ancak bazıları yalnızca ılıman kışlara dayanabiliyor ve daha sert iklimi olan bir bölgeye diktiğinizde donuyor. Fidancıdan satın alırken mutlaka sormanız gereken bir ayrıntı. Çok beğendiğiniz bir ithal kasımpatı bitkisini bahçenize dikiyorsunuz ve kasım ayazı ile tanıştığında tamamen donuyor.

Kasımpatılar genel olarak kısa gün bitkisi olarak anılıyor, yani gecelerin uzadığı günlerin kısalmaya başladığı yaz bitiminden sonra çiçek açmaya başlıyorlar. Nasıl bazı soğanların (nergis, lale, muskari vb) ya da meyve ağaçlarının (elma, ayva, armut vb.) soğuklamaya ihtiyacı varsa kasımpatıların da ışıksızlığa ihtiyacı var.
Çiçeklenmeleri yaz sonunda dış ortamda doğal olarak tetikleniyor. Bir serada ise 9 - 13 saat ışıktan yoksun bırakılmaları gerekiyor. Bu teknik sayesinde kasımpatı üreticileri yıl boyunca çiçek sağlayabiliyor.

Bu bitkilerin en güzel özelliklerinden biri de kolayca üretilebilmeleri. Fidancıdan bir tane alın, bahçenizde yüzlercesine sahip olun. İlk baharda köklerinden ayırarak ya da sürgünlerinden çelik alarak yeni bitkiler elde etmek çok kolay. Kökleri yüzeysel olduğu için çatal el küreği ile kolayca sökebilir ve yeni yerlerine dikebilirsiniz. Güneşi seven bu bitkiyi bahçenin güneş alan yerinde büyütüp çiçek tomurcukları belirdiğinde daha az güneş alan noktalara da dikme şansınız var. Ama sürekli yetiştirmek istiyorsanız bol güneş alan ve iyi drene olan bir alanı seçin. Daha az güneş alan bölgelerde yetişen bitkiler zayıf kalıyor ve çok az çiçek veriyor. Sokak lambası veya bahçe aydınlatmasına maruz kalan kasımpatıların da çiçek vermeye çok istekli olmadığı söyleniyor çünkü ışıksızlık ihtiyacı karşılanmamış oluyor. En iyi konum güney ya da güneybatıya bakan, tercihan duvar dibi gibi dona karşı fazladan koruma sağlayan bir yer.

"Acıdan hoşlanan bir bitki".
New York Times'da 2013 yılında yayınlanan bir yazıda New York Botanik Bahçesinin Bahçe Bitkileri Sergilerinden sorumlu uzmanı Francisca P. Coelho böyle diyor.
Japonların şelale formu da dahil verdikleri çeşitli şekillere girebilen bu bitkinin acıdan hoşlandığını sanmıyorum ama çok çeşitli biçimlere girebildiğini de görebiliyoruz.





30 Ekim 2016 Pazar

Sürdürülebilir bir bahçeye doğru...

Bahçedeki üç farklı ada çayı çeşidinden biri.
Sürdürülebilir bir bahçeye doğru...

Yeniden merhaba.

2016'nın bahar ve yaz aylarının tamamını ve güzün de önemli bir bölümünü de geçirerek nihayet bahçemizdeki düzenlemeyi tamamladık. Bu konuda biraz ayrıntı vermek istiyorum.

Önemli bir karar vermemiz gerekiyordu. Bahçemizi bakımı ve görünüşü açısından sürdürülebilir olduğu kadar doğa ve çevre dostu, ailemizin doğal ve sağlıklı beslenmesine katkıda bulanabilen bir bahçeye dönüştürebilir miydik? Bahçemizin önceki halinden pek de memnun değildik. Kabaca ağaçların kenarlarda, üzümsülerin evin hemen çevresinde, çiçeklerin ise ön kısmında yer aldığı bir bahçemiz vardı. Meyve ağaçlarımız ve üzümsü çalılarımızı ilk diktiğimizde hepsi de yeterince güneş alıyordu. Domates ve biber gibi sebzeler için de bol güneşli alanlar bulabiliyordu.
Ancak, yıllar geçtikçe hem bahçemizdeki hem de komşularımızın bahçelerindeki ağaçlar büyümeye ve daha fazla alanı gölgede bırakmaya başladı. Üzümsülerin yerlerini değiştirerek bir çözüm bulduk ancak sebzeler için bazı ağaçlardan vazgeçmek, bazı yeni fidanların yerlerini birkaç kez değiştirmek durumunda kaldık.

Başka önemli bir konu ise çim ekilip ekilmeyeceğiydi. Çim estetik, çevresel ve sürdürülebilirlikle ilgili konuları çağrıştırıyordu. Bahçede çim olması konusunda aile bireyleri arasında 2/1 bir çoğunluk vardı. Bu durumda çim yapılacak alanın sınırlanması konusunda uzlaşmaya vardık. En büyük sorunumuz bahçenin toprak olan bölümünün yağış sonrasında girilemez olmasıydı ve çim bu soruna bir çözüm getiriyordu ancak daha büyük bir bakım sorununu da birlikte getiriyordu. Öte yandan, ister şehir şebekesinden ister kuyudan kullanılsın, bahçede kullanılan suyun sorumluluğunu duyuyorduk. Bu yüzden tamamen çim alan fikrini zaten elemiştik.
Böylece bahçemizin arka sağ köşesinde yükseltilmiş sebze yastıkları ile işe başladık. Daha önce var olan, Andezit ile kaplı bir oturma alanının çevresinde tuğlalarla yükseltilmiş yastıklarımızı İsmail Ustamız ördü. Ahududular için ayırdıklarımızı daha kısa, domates ve biber dikilecek olanları daha yüksek ama hepsi de kademeli olarak örüldü. İsmail Usta bir güzellik yaparak aradaki alanı ve çevresini granit ve kayrakla tamamlayarak bahçemize güzel bir köşe kazandırdı. Ellerine sağlık. Kendisini çalışırken izleyerek bir adet kuşkonmaz için büyük bir yastık ve otlar için de karı tarafa bir küçük yastık da kendim ördüm. Duvar ustalığının göründüğü kadar kolay olmadığını anlamama yetecek kadar bir deneyimim oldu.
Domatesler yeni söküldü

Bu arada bahçenin çim yapmaya karar verdiğimiz arka kısmında da haziran ayı ortasına kadar ayrık ve diğer yabancı otları temizleme ve çim için hazırlama çalışmaları devam etti. Yıllardır neredeyse dokunulmamış ortadaki alanın dönüştürülmesi epeyce zahmetli oldu.




Çim alanınını büyük ortanca saksıları, dut, kiraz, erik, sedir, ladin ağaçları ve siyah frenk üzümü çalısı
çevreledi.
Ortancaları yarı yarıya ağaç gölgesinde kalacak şekilde yerleştirdik ve damlama sulama ile sürekli nemli kalmalarını sağladı.
Çok iyi bir gelişme gösterdiler ve güzel çiçekler verdiler.

Üçüncü çalışma alanımız bahçenin en büyük alanı olan uzun yan bahçemizdi.
Burada evin dış kenarı boyunca devam eden üzümsü ve süs bitkileri alanını ikiye bölerek sınırlarını belirledik ve geri kalan kısmını da çakıl kapladık. Çakılı dökmeden önce ise jüt taban örtüsü serdik ve yabancı otları çok yüksek oranda engelledik. Hala aradan çıkabilenleri de elle ayıklamak artık büyük zaman almıyor.
Bu alana da ada çayı, lavanta, gaura, sedum, uyuz otu, kekik, mavi çim ve bodur ardıç gibi bitkiler diktik. Bu bitkileri seçerken çok yıllık ve Ankara kışına dayanıklı olma ölçütlerini dikkate aldık.

Sırada zaten şekillenmiş ön bahçemiz vardı. Bir bölümünü lale, nergis, muskari, süs soğanı, sümbül gibi soğanlı bitkiler ve kasımpatı, latin çiçeği, lavanta, şakayık ve adaçayına ayırmıştık. Boş kalan kısımlara da çiçek soğanlarını dağıtarak üzerini çam kabuklarıyla örttük ve kışa hazırladık.
Bahçede kiraz ve dut ağacının altında granit taşı ile oturma alanları yaptırdık.
Komşularımız bu taş alanın ağaçların su almalarını engelleyebileceği uyarısında bulundular. Ağaçların her biri 10 yıldan daha yaşlı olduğu için köklerinin en az 5 m açığa ulaştığını varsayarak kaygı duymadık ama kiraz ağacı için yine de sulamaya özen gösterdik.
Dut ağacının köklerinin 10 metreye kadar gittiğini gördüğümüz için hiçbir şey yapmadık. Taş ve çakılın bahçeye en az çim kadar güzellik kattığına inanıyoruz. Hele çakılın altında kök bölgesi korunan ve uzun süre nemli kalabilen bitkilerle inanılmaz duygular yaşattığını söyleyebiliriz.


Artık kışa sürdürülebilir bir bahçe ile girmeye hazırız. Bahçemiz her zaman bitkiler açısından zengindi. Ama şimdi en az iki kat daha zengin ve gelecek yıl bu yeni bitkilerin çakılın üzerindeki genişleyen örtülerini düşünmek heyecan veriyor.

Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.





4 Mart 2016 Cuma

Çiçek soğanlarınızı bahçede bulamıyor musunuz?

Bahçe sahiplerinin en çok şikayet ettiği konulardan biri de lael, nergis, çiğdem gibi diktikleri çiçek soğanlarının toprakta kaybolması veya çiçek vermemesi. Bu sorunların kaynağı %50 toprak, %50 dikim tekniği olabilir.
Toprağınız çok ağırsa, geçirgen değilse diktiğiniz soğanların çürüme olasılığı çok fazla.  O zaman ihtiyacımız olan şey geçirgen, sıkı olmayan bir toprak. Lale soğanını kumda oynayan bir çocuk gibi düşünün. Rahatça büyüyebileceği, köklerini rahatça uzatabileceği ve rahatça nefes alabileceği gevşek bir büyüme ortamına ihtiyacı var. Gerekirse çiçek soğanı dikeceğiniz alana özel toprak karışımı hazırlayın. 1 ölçü humuslu toprak, 1 ölçü kum ve 1 ölçü turba torfu ile bu karışımı hazırlayabilirsiniz.

Dikim şekli ise bir o kadar önemli. Soğanın büyüklüğü dikim derinliğini kabaca hesaplamakta kulanılabilir.
Genel olarak soğanları kendi derinliklerinin 2-3 katı derinliğe dikmek gerekiyor. Ama bu kuralı bozan (örneğin lale) soğanlar da var. Farklı soğanlar için saptanmış derinlikleri gösteren aşağıdaki resim faydalı olabilir. Dikmenin en iyi yolu toprağı yeterince kazdıktan sonra, iki soğanın arasında 2-3 soğan genişliğinde aralık bırakarak, soğanın köklerinin olduğu daha düz olan kısmı aşağı ve daha sivri ucu olan kısmı (büyüme ucu) yukarı gelecek şekilde toprağa oturtmak ve üzerini toprakla örtmek. Üzerini kapladığınız toprağı hafifçe bastırmak da gerekiyor ama üzerine çıkıp çiğnemeyin. O zaman büyüme uçlarına zarar verebilirsiniz. Sadece ellerinizi yumruk yaparak bastırın. Yerlerini kaybetmemek için (daha sonra dalgınlıkla boş olduğunu düşünerek yeni bir bitki dikmeye kalkabilirsiniz) işaret koyun. Ardından sulayın. 

Sonbaharda dikilerek baharda çiçek veren nergis, çiğdem, lale gibi sert soğanlar toprakta bırakılabilirler ve yıldan yıla çiçek vermeyi sürdürürler. Yazları çiçek veren begonya, gladiyol, ranunculus (yer şakayığı, düğün çiçeği veya erengül olarak biliniyor) soğanları kış aylarında soğuğa dayanamayacağı ve kuru bir dönem geçirmeleri gerektiğinden sökülerek Mart-Nisan döneminde yeniden dikilmeli. 

Diktiğiniz soğanların kaybolmasını veya yeni verdikleri yavru soğanları ayırarak aynı yerde sıkışmalarını önlemek için her yıl sökerek yeniden dikmek gerek. Söküm ve dikim işlerinde kullanabileceğiniz basit bir araç var: Bahçe marketlerinde dikim malzemeleri bölümünde görebileceğiniz plastik dikim sepetleri. Bir kez bu sepetlere dikim yaptığınızda sökmeniz ve yeniden dikmeniz artık çok kolay. 



Yerlerini değiştirdiğimiz ve plastik sepette gömdüğümüz iki farklı nergis çeşidi.

Çiçek soğanları gruplar halinde dikildiklerinde harika bir görüntü oluşturuyor. Biz de geçen yıl sonbaharda soğanlarımızı öbekler halinde diktik. Daha önce Ağustos ayında topraktan söktüğümüzde onları plastik dikim sepetlerinin içine koyarak sınıflandırdık ve dikim zamanında sepetler halinde toprağa yerleştirerek üzerlerini kapattık.

Bu arada bahçede bahara ilk merhaba nergislerden geldi. Bu nergisler de plastik sepet içinde ve geçen yıl bulundukları yerden tamamen farklı bir yerdeler.

 Şakayık ise her yıl gerçekleştirdiği mucizeyi yeniden yaşatmaya hazırlanıyor.


10 Mayıs 2015 Pazar

Şakayık Ankara'ya yakışıyor!

Merhaba Şakayık
dört yıldır açmasını beklediğimiz, çok derine dikilmiş olabileceği için söküp daha yükseğe dikmeyi planlayıp unuttuğumuz şakayık. İlk kez çiçeklerini gösterdi.



Bahçemizde açan şakayık (Paeonia) odunsu türden. Otsu türden olup yumrularını diktiğimiz ve çiçek açmaya hazırlanan şakayıklarımız da var.
Ankara için uygun, çok yıllık, çok nazlı olmayan ve dayanıklı bir bitki. Bauhaus'un bu yıl getirmiş olduğu pembe ve beyaz katmerli otsu çeşitlerin  yumruları da ilk filizlerini verdi. Umarız daha kısa sürede çiçeğe geçerler.











23 Ağustos 2014 Cumartesi

Böğürtlen coşkusu

Böğürtlenler açısından oldukça verimli bir yıl geçiriyoruz. Geçen yıl dalında kuruyan böğürtlenlerden sonra bu yıl inanılmaz derecede güzel geçiyor.  İlginç olan tarafı, dikenli böğürtlenlerin de neredeyse dikensizler kadar iri olabilmesi. 


Sırada Temmuz ortasında suyunu çıkarıp dondurduğumuz kırmızı frenk üzümü ile böğürtlenleri buluşturmak var. Frenk üzümünün bol pektini sayesinde daha az şeker kullanarak hafif reçeller yapacağız.

6 Mayıs 2014 Salı

Ankara'da yağmur sonrası

 Bektaşi üzümü (Ribes Uva Crispa) (Gooseberry) 
 Johnkeer Van Tets - Kırmızı Frenk Üzümü (Ribes Rubrum) (Red currant) - Ağaç formu
 Johnkeer Van Tets - Kırmızı Frenk Üzümü (Ribes Rubrum) (Red currant) - Çalı formu

 Kızılcık (Cornus Mascula)  (Cornelian cherry)
Soğan çiçeği (Allium)

Kedi ve Mor salkım (Wisteria Chinensis)

30 Nisan 2014 Çarşamba

Yaşayan bahçe

Bahçenizde bir çift frenk üzümüne mutlaka yer açın!

Çimlerinizi her gün suluyor, haftada bir biçiyorsunuz?
Güzel bir görünüm!
Evim İrlanda veya İngiltere'de olsaydı ben de öyle yapardım.
Zaten gökten sulanıyor...
Oysa Anadolu su kaynakları açısından o kadar şanslı değil. O yüzden bahçenin tamamını çim yapmak da bana göre çok akılcı değil. Şebeke suyuyla çimleri sularken her defasında düşünmelisiniz: bir dahaki sefer su olacak mı?
Hele yeterince yağış alamadığımız 2014 kışı sonrasında bu soruyu biraz daha fazla soracaksınız?
Artık kullandığınız suda parasını siz ödeseniz de kentte yaşayan milyonlarca insanın da hakkı var.
Bir dairede ayda 3 m3 su kullanılırken siz günde 3 m3 kullanamazsınız. Buna vicdanınız izin vermez.

Çözüm: yaşayan köşeler ve öbekler

Artık toprağın üstünü sadece çimle değil çiçekle, ağaç kabuklarıyla, çakılla da örtebileceğinizi, bahçenizin tamamını çim alanı yapmak zorunda olmadığınızı düşünme zamanı.
Bir köşeye çiçek yastığı, bir köşeye üzümsüleri, bir başka köşeye meyve veya süs ağacınızı yerleştirin. İsterseniz belirli yerlerde çim öbekleri de oluşturun. Ama lütfen sadece çim yapmayın.








Frenk üzümü iyi bir seçim

Bahçenizin bir köşesinde yaklaşık 3 m genişliğinde bir alanı kırmızı frenk üzümü ve siyah frenk üzümü için ayırın. aralarında 1.5 m mesafe bırakarak dikin ve bahara bunların coşkusuyla merhaba deyin. Sizi hiç zorlamayacaklar.
Haftada bir diplerine hortumla biraz su verin. çevresini de çakıl veya ağaç kabuğuyla kaplayın.

14 Eylül 2013 Cumartesi

Mahonya ve mürdüm

Mahonya-Mürdüm reçeli

 Başlangıçta bir mahonya reçeli yapmak için yola çıkmıştım ancak çekirdeklerinin bariz bir şekilde dişe gelmesi nedeniyle ve çekirdekleri meyvenin etinden ayırmanın mümkün olmadığını görünce bu fikrimden vazgeçtim.
2 kg mahonyayı yaklaşık 1 lt suda haşladıktan sonra gıda değirmeni, patates püresi sıkacağı, süzgeç aşamalarından sonra mahonyanın suyunu elde ettim.
Tek başına kaynatıldığında jöleye döneceği için mürdüm eriği eklemeye karar verdim.
Mürdümün içerdiği pektin bu seçimde rol oynadı.
2 kg mürdüm eriğinin çekirdeklerini çıkarıp oldukça küçük parçalara bölerek mahonya suyunun içine ekledim.
Yani 2kg mahonyanın suyu + 2 kg çekirdekleri çıkarılmış mürdüm eriği için 1 kg şeker ekleyerek reçeli elde ettim.
Mahonyanın dış görünüşünün aksine içi kıpkırmızı ve bu durum çalışırken çevreye sıçratmamanızı gerektiriyor.
Sonuç oldukça güzel dokulu, çok hafif bir lezzet. Geleneksel reçel tadına alışık olanlar için mayhoş sayılabilecek ama bana göre tatlı bir lezzet.

3 Eylül 2013 Salı

Merhaba Mahonya

Bahçemizdeki gizli hazine: Mahonya

Onu bir süs bitkisi olarak dikmiştik ve sadece Ankara'nın sert kış günlerinde yeşil yapraklarını görebileceğimiz bize neşeyle bakan bir dost görmek istemiştik.

O daha fazlasını gösterdi.
Önce belli belirsiz sarı çiçekler daha sonra baharı bir cümbüşe çevirdi.
Ardından ne olduğunu bilmediğimiz için birkaç yıldır seyrettiğimiz, zehirlidir sanıp tadına bile bakmadığımız mavi meyveleri olmaya başladı.
Geçen yıl ilk kez tadına baktığımızda mayhoş, oldukça güzel bir tadı olduğunu farkettik.
Bu yıl ise avuç dolusu toplayıp toplayıp yedik. Hal hayattayız.
DBB Grubunun ODTÜ ormanında topladıkları meyveler arasında mahonyanın da olduğunu ve toplayıcılardan Funda Akçam'ın bu meyvelerden reçel  yaptığını ve harika bir tadı olduğunu da öğrendik. Google'da yapılan kısa bir araştırma sonunda mahonyalarla ilgili en geniş bilgiyi nhplants.com adresinde bulduk. Aşağıda aktarılan çoğu bilgi bu siteden alınmıştır.

Mahonia [Berberis] aquifolium (Oregon ÜzümüHollyleaved Barberry)
Kingdom Plantae – Plants
Subkingdom Tracheobionta – Vascular plants
Superdivision Spermatophyta – Seed plants
Division Magnoliophyta – Flowering plants
Class Magnoliopsida – Dicotyledons
Subclass Magnoliidae
Order Ranunculales
Family Berberidaceae – Barberry family
Genus Mahonia Nutt. – barberry
Species Mahonia aquifolium (Pursh) Nutt. – hollyleaved barberry

Genellikle jöle ve şarap yapımında kullanılan mavi meyveler ekşi.

Çok çeşitli rahatsızlığın tedavisinde kullanıldığı söyleniyor. Oregon Üzümü adı verilen çeşidi (bahçemizdeki sanırım öyle) aynı zamanda düğünçiçeğinde de bulunan etkili bir alkoloid olan berberine içeriyor. Bu bir antiseptik ve karaciğer ve dalağı uyarıcı olarak biliniyor.

Her bitkinin olduğu gibi mahonya gibi güçlü bir alkoloid özelliği olan bitkinin de farklı etkileri, tedavi edici olduğu gibi yan etkileri de var.
Anadolu insanının altın  ölçüsünü hatırlayalım: azı karar, çoğu zarar.
Vakit bulduğum ilk fırsatta bu etkileri de yazacağım. Beklemek istemeyenler için bakabilecekleri bir adres:


Yakında reçelini yaptıktan sonra daha ayrıntılı bilgiyle dönmek üzere.

25 Ağustos 2013 Pazar

DBB - Ayrancı Pazarında

DBB Grubu Ayrancı Pazarında üreticilerle buluşuyor!
AhuFrenk ürünleri pazarda
AhuFrenk olarak tadımlık ürünlerimizi bulabileceğiniz etkinlikle ilgili duyuru:
Doğal ürünlere aracısız erişim için harekete geçiyor! 
Yediklerimiz ve sevdiklerimize yedirdiklerimizle ilgili güven sorunlarımızı aşmak, gerçek gıdaya erişim için sorumluluğumuzu üstlenmek, duyarlı üreticilerle birlik ve dayanışma içine girmek için!


25 Ağustos Pazar sabahı (09:30 – 12:00): Ayrancı Pazaryeri’nde, üretici pazarı kısmında (pazaryerinin Dikmen tarafı) buluşuyoruz:

  • Doğal/organik tarımla sebze ve meyve yetiştiren üreticilerle tanışıyoruz
  • DBB üreticilerinden ürün tadımı yapıyoruz
  • Doğal gıdalara aracısız erişim için neler yapabileceğimiz konuşuyoruz
  • “Doğal Besin, Bilinçli Beslenme” (DBB) grubu ve Tahtacıörencik’le (TADYA) ilgili tanıtım sayfaları dağıtıyoruz
  • Tahtacıörencik üreticilerine ve köye destek için ODTÜ’den topladığımız elmaların satışını yapıyoruz
Planda daha neler var:
  • Güneşköy ve Hisarköy’lü arkadaşların stantlarını (organik sebzeler) ziyaret ediyoruz
  • TADYA’dan Nursemin-İbrahim Duran, Merve-Hüseyin Araç (organik sebzeler ve diğer doğal ürünler) ve Kır Çocukları’nın (merhemler, mürverli elma marmelatı) stantlarını ziyaret ediyoruz
  • DBB üreticilerinden ürün tadımı yapıyoruz – Tahtacıörencik’ten kara helva, yaprak sarması, peynir ve diğer sürprizler, Süheyla Doğan’dan zeytinyağı, Üç Elma’dan elma sirkesi, Oğuzhan Çiftliği’nden bal ve aspir yağı, Gülden Binerbay’dan çeşitli ürünler…
  • Pazaryerinde kendi ürünlerin satan, tanıdığınız başka arkadaşlar varsa onların stantlarını ziyaret ediyoruz.
Diğer ayrıntılar için : AYRINTILAR

4 Ağustos 2013 Pazar

Yine mürdüm...

Mürdüm zamanı geliyor...
Pazarda manavda mürdüm çeşitleri belirmeye başladı. President türünü market reyonlarında da görmeye başladık. Daha küçük, çekirdeklerinden kolayca ayrılan koyu lacivert klasik mürdüm ise henüz dallarda olgunlaşıyor. Ağustos'un ikinci yarısından sonra Eylül ortalarına kadar pazarda bulabilirsiniz.
Bir iki kilo alıp bizim tarifimizle reçelinizi yapın. Ya da reçel yapmak size çok ters geliyorsa bizim yaptıklarımızdan sizin için de ayıralım.
Adedi (380cc) 8 TL karşılığında Ankara içinde uygun güzergahtaki adresler elden veya daha uzaktaki adreslere kargo ile teslim edilir
Eylül ayından itibaren ürün fazlası olan meşhur az şekerli mürdüm eriği reçelinden edinmek isteyen dostlarımız için sadece Ankara içinde dağıtım güzergahı içinde kalan bölgede öncelikle adrese teslim veya kargo ile teslim edebiliriz.

Daha önce tadanların vazgeçemediği hafif, bol meyveli, katkısız ve koruyucu madde içermeyen bir reçeldir.

SİPARİŞlLERİNİZ İÇİN:
Lütfen isteklerinizi iletişim bilginizle birlikte aşağıdaki adrese gönderiniz:
 nurettin.turan60@gmail.com

Az Şekerli (1/3) Mürdüm Reçeli

1 kg mürdüm eriği için

1 kg erik (çekirdekleri hariç)
300g kristal şeker
1 limonun suyu
1 parça kabuk tarçın

380cc steril
Mürdüm reçeli  
(Not. resim 2012 ürününü göstermektedir.
2013 ürünü daha farklı bir kavanozda olacaktır)  
kavanozlara konmuş ve mühürlenmiş olarak
Evimizin mutfağında hiçbir katkı maddesi ve koruyucu eklenmeden hazırlanmış mürdüm reçeli

ŞEKER İLAVESİZ mürdüm reçeli tarifi için TIKLAYIN:

29 Temmuz 2013 Pazartesi

AhuFrenk DBB Üreticileri arasında...

AhuFrenk DBB ÜRETİCİSİ...
“Doğal Besin, Bilinçli Beslenme” grubu, doğa-dostu yöntemlerle üretilen sağlıklı besinlere aracısız şekilde ulaşmak isteyen ve bunun için sorumluluk alan bireylerden oluşuyor. Topluluk destekli üretim biçimlerini destekleyen bir ‘katılımcı onay sistemi’ modelinin örneği.

DBB grubu katılımcılarına bizzat ürün temin etmiyor ve hiçbir alışverişte aracılık yapmıyor. Duyarlı üreticiler ile alıcıları yakınlaştırmayı, iletişimi ve teması artırmayı, karşılıklı güven oluşturmayı hedefliyor ve her türlü aracısız ürün temini yöntemini destekliyor.

Grup, iletişim ve koordinasyon için bir e-posta listesi kullanıyor. Bu liste Ankara’da ikamet eden ve doğal ürünlere aracısız erişim sağlamak isteyen kişilere, bir de Ankara’ya doğal ürün temin edebilecek üreticilere açık. Liste bilgi ya da fikir paylaşımından çok pratiğe, yani doğal ürünlerin üreticilerden aracısız şekilde temin edilmesini kolaylaştırmaya yönelikt.

DBB grubu “yerel üretim-yerel tüketim” ilkesine değer veriyor.

Grup moderatörleri, gerekirse gruba danışarak, başvuran üreticinin DBB için uygun olup olmadığına karar veriyor. Ancak her durumda üreticilerin denetlenmesi ve gerektiğinde yönlendirilmesi bütün grup katılımcılarının ortak sorumluluğu. DBB ağında “doğal ürün” tanımlamasıyla kastedilen, organik tarım standartlarının altında olmayan (yani sistemik kimyasalların kullanılmadığı) ve mümkün olduğunca bunun da ötesinde doğaya, biyoçeşitliliğe ve insan sağlığına saygılı yöntemlerle üretilen ürünler.

‘Organik ürün sertifikası’ DBB grubu için bir koşul değil. Burada amaç hem sertifika kuruluşlarının aracılığından kurtulmak, hem de organik tarımın da ötesinde, doğal tarım yöntemlerini teşvik etmek. Ürünler ve üretim yöntemleri konusunda temel ölçü karşılıklı güven. İmkan olduğu ölçüde, grup katılımcılarının üretim alanlarını bireysel veya topluca ziyaret etmesi teşvik ediliyor.

Yerel bir üretici olarak Ankara'daki “Doğal Besin, Bilinçli Beslenme” grubuna katkı vermeye hazırız.
Bu grupta yer almaktan dolayı gururluyuz.
Grup moderatörlerine ve üyelerine güvenleri için teşekkür ederiz.

Daha fazla bilgi için:
http://ankaradbb.wordpress.com/